25 Aralık 2012 Salı

Karmaşa

Anlatılası gelmiyor hiç bir şey, hiç bir zaman dilimi bu anımı anlamlandıramıyor. Kelimelerden kurduğum dünya başıma devriliveriyor bir anda, soluk almak zorlaşıyor aniden.... Kelimelerim pastelleşiyor, kelimelerim aniden donuyor. Çıkmıyor sesim, sesim çıkmıyor...

13 Aralık 2012 Perşembe

Gök gürülderken ardımdan...

     Gök gürülderken ardımdan, yağmur uzanırken gideceğim yoldan peşi sıra, ben yine aynı ben olarak ilerlerken geleceğe, duruyor gölgem,  duruyorum bir müddet.  Ve sonrasında terk edilmişliğin acısını yaşarken gönlüm, duruyor kelimelerim, tükeniyor kalemim.

     Ne kadarda büyümeyi arzulardık küçükken. Büyüyüp kocaman adamlar olacaktık, sanki bir şey varmış gibi! Kocaman adamlar olup dünyayı değiştirecektik. Dünyayı değiştirmek için kocaman adamlar olmaya gerek varmış gibi! Dünyayı değiştirecek yegane şey, bir çocuk saflığıymış, bir çocuk gibi pürü pak olmak gerekmiş sadece. Bu dünyada kirlenmeyen bir bizmişiz. Bunları bilemedik o yaşlarda, bu gerçeği anlayacak yaşta değildik pek tabi. Geçip gitti zaman, takvimler değişirken bizde değiştik, büyüdük, hiç durmadan değiştik. Tecrübe denen şeyi kazanırken, acılarımız oldu, bir o kadarda sevinçlerimiz. Ama unutamadıklarımızda hep acılarımız oldu! Sevinçler unutuldu bir köşede, ama acılar hep meydanlarda koşuşturdu, hiç beklemediğimiz zamanlarda, hiç ummadığımız mekanlarda yakaladı bizi. Önce zihnimizde bir geçit töreniyle çıka geldi, ardından burnumuzu sızlatan bir hüzün bırakarak çekildi bir köşeye… İzledi bir müddet. Hatırlattıklarından mutlu oldu. Hatırladıklarımızdan mutlu olmazken biz… Bir damla gözyaşı istedi… Gözyaşım yanağımdan süzülürken yanımda beliriverdi.  Süzülen gözyaşımı alırken şişesine, hatırladıklarımı da almasını istedim ondan. Yavaşça silikleşirken sureti, kahkahaları dört bir yanımı sarıyordu…

5 Aralık 2012 Çarşamba

Rüya

      Uyku labirentlerinin girişinde bekleyen zorlukları aşmak zor,  ötesinde ise tam bir teslimiyet gerek. Bu teslimiyet ardından gelen rüyalar ise kendi bilinçaltımızın bize oynadığı türlü oyunların bir sentezi, bir dışa vurumu, düşler ve kabusların örüldüğü bir terzihane… Türlü desenleri elimizde ki onlarca renklerden örmek mümkün, ancak hakimiyet tam olarak bizde mi dersiniz? Bu sorunun cevabı biraz muamma...
     Bir yolculuğa benzetirim rüyaları küçüklüğümden beri, ucu bucağı olmayan bir yolculuğa. Yolculuk etmek güzeldir ya... her şey biraz fazla veya biraz eksik gelir bana rüyalarda, orta karar bir rüya tutturamamışımdır bu zamana kadar.  Sarhoş olurum düşlerimde,  dehşete düşerim kabuslarımda… Ama en güzeli de her rüyanın ardından hafızalardan tatlı tatlı silikleşen o anlar…
     Gerçek dünyaya dönüş çok ani, ya başımızın ucunda debelenen bir alarm, ya da rüyada ki ani tepkilerimiz, ani tepkiler. Boşluktan düşersin bir anda, düştüğün yer yatağındır oysa…

3 Aralık 2012 Pazartesi

Başlıksız

     Kelimeler diziliyor boğazıma, yutkunmak her zamankinden daha zor geliyor. Durup düşünüyorum nedenini ama boğazımda perçinlenen kelimeler sanki ruhuma da hükmediyor... ''Her şeyin bir nedeni var.'' diyor. Şimdi susma vaktinin geldiğini söylüyor... Tekrardan soramıyorum ona, çünkü biliyorum ki soramıcam, çünkü...
     Kelimelerin gücüne her zaman inanmış olan ben, onlardan bu kadar kopacağımı bilemezdim, hayali bile zor olan bir şeydi bu benim için. Ama sadece hayali zormuş, gerçeğiyse bir o kadar da olağan.

2 Aralık 2012 Pazar

Farkında olan?

         Anlaşılmayı beklemek saçma, çünkü anlaşılmak zor, hele de karmaşık biri olduğunuzu düşünüyorsanız işler felakete doğru sürükleniyor demektir... Bu İfade karamsar gibi gözükse de, özünde pekte öyle bir niyeti yok.
          İnsanız ya sürekli anlamak, anlaşılmak isteriz. Neden niçinler havada uçuşurken, aslında kendi anlaşılabilirliğimizdir aslolan... Peki ya farkında olan?
     

30 Kasım 2012 Cuma

Zamansızlığın Başrol Oyuncusu

    Dik durmaya çalışıyorum. Güçlü gözükmek istiyorum. Küçüklüğüm belli olsun diye sesimi hafifçe inceltiyorum. Yaşımı vurgulayan cümleler kurmaya çalışıyorum.
    Olmuyor, kararından dönmüyor. ''Neden şimdi?'' diyorum cevap veremiyor, sadece: ''Bende böyle olmasını istemezdim'' diyor. ''Daha çok erken'' diyorum... Ve derin bir sessizlik doluyor gecemize... Ardından: ''Ölümün yaşı olmaz'' diyor.
    Doğum bir milattı madem, bir başlangıcı vardı doğumun... Ölümün de bir zamanı olmalıydı. Yaş ilerlemeliydi öncelikle, çocukluk yaşlılığa doğru sefere çıkarken ölüm beklemeliydi..! Ölüm uzak durmalıydı gençlerden! Ama illaki alacaksa Adem oğullarının, Havva kızlarının canını, yorgun bitap düştüğümüz zamanda almalıydı. Yaşamdan zevk almadığımızda çıkarmalıydı ruhlarımızı bedenden..! Yaşama doyduğumuz da gelmeliydi kapımıza.
    Düşüncelerim aklını kurcalıyor, görüyorum oda hoşnut değil bu durumdan  ama elinden bir şey gelmediğini gösterir bir tavırla ellerini iki yana açıyor
                                ''Daha açım yaşamaya'' diyorum ruhum bedenimden çekilirken...

25 Kasım 2012 Pazar

Sahi, kelimeler hiç mi yalnız kalamaz???


     Kelimelerimi boşluğa savurdum, onlar elbet birbirlerine kavuşurlar diye. Nede olsa onlar birbirlerine bağlıydılar, bir zincirle yahut bir halatla değil belkide ama ''Duygularla'' birbirlerine bağlıydılar. Varoluşlarının gizemiydi bu birliktelik, tek başlarına bir hiçtiler, birlikte ise; dünyayı değiştirecek kudrete sahip bir bilge! Çok geçmeden, önce Vicdan kelimesi hiç bir kelimenin yanına sokulamadı ''Yalnız'' Kaldı (Bir kelimenin yanına sokulamadı belkide, ama bir kelimenin içinde ait kaldı. Mutlu oldu)  sonrasında ise Barış kelimesi muhatabını kaybetti. '' Barış muhatabını kaybetti''.  
   
     Sahi, kelimeler hiç mi yalnız kalamaz???