13 Aralık 2012 Perşembe

Gök gürülderken ardımdan...

     Gök gürülderken ardımdan, yağmur uzanırken gideceğim yoldan peşi sıra, ben yine aynı ben olarak ilerlerken geleceğe, duruyor gölgem,  duruyorum bir müddet.  Ve sonrasında terk edilmişliğin acısını yaşarken gönlüm, duruyor kelimelerim, tükeniyor kalemim.

     Ne kadarda büyümeyi arzulardık küçükken. Büyüyüp kocaman adamlar olacaktık, sanki bir şey varmış gibi! Kocaman adamlar olup dünyayı değiştirecektik. Dünyayı değiştirmek için kocaman adamlar olmaya gerek varmış gibi! Dünyayı değiştirecek yegane şey, bir çocuk saflığıymış, bir çocuk gibi pürü pak olmak gerekmiş sadece. Bu dünyada kirlenmeyen bir bizmişiz. Bunları bilemedik o yaşlarda, bu gerçeği anlayacak yaşta değildik pek tabi. Geçip gitti zaman, takvimler değişirken bizde değiştik, büyüdük, hiç durmadan değiştik. Tecrübe denen şeyi kazanırken, acılarımız oldu, bir o kadarda sevinçlerimiz. Ama unutamadıklarımızda hep acılarımız oldu! Sevinçler unutuldu bir köşede, ama acılar hep meydanlarda koşuşturdu, hiç beklemediğimiz zamanlarda, hiç ummadığımız mekanlarda yakaladı bizi. Önce zihnimizde bir geçit töreniyle çıka geldi, ardından burnumuzu sızlatan bir hüzün bırakarak çekildi bir köşeye… İzledi bir müddet. Hatırlattıklarından mutlu oldu. Hatırladıklarımızdan mutlu olmazken biz… Bir damla gözyaşı istedi… Gözyaşım yanağımdan süzülürken yanımda beliriverdi.  Süzülen gözyaşımı alırken şişesine, hatırladıklarımı da almasını istedim ondan. Yavaşça silikleşirken sureti, kahkahaları dört bir yanımı sarıyordu…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder