Ne kadarda
büyümeyi arzulardık küçükken. Büyüyüp kocaman adamlar olacaktık, sanki bir şey
varmış gibi! Kocaman adamlar olup dünyayı değiştirecektik. Dünyayı değiştirmek
için kocaman adamlar olmaya gerek varmış gibi! Dünyayı değiştirecek yegane şey,
bir çocuk saflığıymış, bir çocuk gibi pürü pak olmak gerekmiş sadece. Bu
dünyada kirlenmeyen bir bizmişiz. Bunları bilemedik o yaşlarda, bu gerçeği
anlayacak yaşta değildik pek tabi. Geçip gitti zaman, takvimler değişirken
bizde değiştik, büyüdük, hiç durmadan değiştik. Tecrübe denen şeyi kazanırken,
acılarımız oldu, bir o kadarda sevinçlerimiz. Ama unutamadıklarımızda hep
acılarımız oldu! Sevinçler unutuldu bir köşede, ama acılar hep meydanlarda
koşuşturdu, hiç beklemediğimiz zamanlarda, hiç ummadığımız mekanlarda yakaladı
bizi. Önce zihnimizde bir geçit töreniyle çıka geldi, ardından burnumuzu
sızlatan bir hüzün bırakarak çekildi bir köşeye… İzledi bir müddet.
Hatırlattıklarından mutlu oldu. Hatırladıklarımızdan mutlu olmazken biz… Bir
damla gözyaşı istedi… Gözyaşım yanağımdan süzülürken yanımda beliriverdi. Süzülen gözyaşımı alırken şişesine,
hatırladıklarımı da almasını istedim ondan. Yavaşça silikleşirken sureti,
kahkahaları dört bir yanımı sarıyordu…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder