20 Mayıs 2013 Pazartesi

Konsantre Ömürler

 Herkes bu dünyaya ait olabilmek için, hayatına biraz daha değer katabilmek için hep daha fazla yaşamayı arzular. Oysa bence durum bundan biraz daha farklı. Yaşlanmak yaşamış olmak demek değildir mesela. Yaşanmışlığı ölçen yegane kıstas ilerleyen yıllar değil, yaşanmışlıklardır.
Yaş, yaşlanmak,yaşam.  Peki ya neden hayatı ölçen kelimelerin içinde hep yaş olgusu mevcut. Yaş ilerledikçe pek tabi daha fazla yaşamış oluruz, ama gerçekten yaşamış olur muyuz? Konsantre ömürler yok mudur yeryüzünde. Sıkıştırılmış bir ömür mevcut olamaz mı kainatta. Ömrün  herkese eşit davranmadığının farkındayız. Peki ya gencecik bedenler ruhunu gökyüzüyle buluşturduğunda nedendir vah vah diye dövünüp durmamız, yaşanmışlıkları yetmiyor mu bu dünyaya ait olabilmek için. Yaşayamadı mı deniyor körpecik bedenlerin ardından.
                                                        Konsantre bir yaşam yok mudur sahi?

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Gökkuşağı

Gökkuşağından renkler çaldım, rengarenk, sevgi dolu. Ancak tüm renklere sahip olmak isterdim.
Gökkubenin siyahı yoktu mesela, gecenin hüznü hep eksikti.
Toprağın karası yoktu, yeryüzünün karanlığı eksikti...
Bence hayatı anlatamıyordu Gökkuşağı, eksikleri vardı.
Hayat kendi nazarında bu renklerden ibaretti onun için.
Hayat onun için Aşkın kırmızısı, Sarının sakinliğiydi.
Yeşilin mucizesi, gökyüzünün mavisiydi.
Ve kadınlığın moruydu, morun kadınlığı...
Ve başlangıcındaki hazineyi ararken, anlatmak istediği tamda buydu;
Sahip olmadığı renkleri bulmamızı istiyordu.
Sevginin renklerine, hayatı katmaktı derdi.
             


8 Mayıs 2013 Çarşamba

Hasret

Derinlerde yaşıyoruz, derin sularda gökyüzüne hasretimiz.
Karanlıklarda yaşıyoruz, görmediklerimize hasret dolu.
Ve bir an geliyor yükseliyor ruhlarımız, içi hava dolu bir balon misali...
Ve o an ürküyoruz hasret dolu hayallerimizden.
Hudutsuz hayallerden korkumuz; hayalsiz hudutları aşarken endişe sarmalıyor bedenimizi.
Gökyüzünün sonsuzluğuna kapılırken yağmur çiseliyor kuruyan bedenlerimize.
Yabancılaştığımız bir katmanda ciğerlerimize doldurduğumuz her bir nefes acı vermeye başlıyor.
Kendi acılarımız dolarken ciğerlerimize, insan olmayı işte o zaman anlıyoruz...
                   İnsan olmak ki; bu dar-ı dünyanın ötesinde.