14 Ocak 2013 Pazartesi

Rotasız

  Sonsuz düşlere bir yolculuk istiyorum. Sonsuzluğun çokluğunda boğulmak, sonsuzluğun girdabında savrulmak istiyorum. Bir fırtınada parçalanmak, her zerremde hiçliği tatmak, her tadışta yok olmak istiyorum. Hiçliğin sessizliğinde sağır olmak... Ardından uçmak geliyor içimden. Uzaklara, çok uzaklara... Kanatlarım da yaşanmışlıklarımla öylece süzülmek istiyorum bilinmeyene. Ardından tüneller açmak istiyorum benliğimde, sonrasında güvenli bir boşluk bulup kendimi tanımak istiyorum dört bir tarafı aynalı duvarlarımda. Aynalar geçmişi döksün, geçmiş yaşanmışlıklarımı döksün ve ardından ben dökeyim istiyorum içimdeki kırgınlıkları, kızgınlıkları... 

Rotasız bir yolculuk istiyorum
Bir yolculuk ki;
Uzaklarda ki beni, bendeki uzakları buluncaya kadar...

9 Ocak 2013 Çarşamba

Sırlanmış bir dehliz

Zihnim bir derya, aklım bir dehliz ve bedenim bir muamma olmuş bir solukta. Göz kapaklarım bir kürdan sapı, batıyor sanki kapatınca. Kapatmak zor göz kapaklarımı ve geçmişin sırrını...


4 Ocak 2013 Cuma

Özlem

   Yazıcak ne çok şey var, ne çok hikaye birikti zihnimde, kalemimde, benliğimde. Anlayamıyorum neden yazmadığımı, yazamadığımı, sakladığımı, salt kendime sakladığımı anlayamıyorum. Yazmak nazlı bir ceylan, yazmak ürkek bir serçeymiş, korkup kaçmış benden uzaklara, çoook uzaklara kaçıvermiş bir anda, birdenbire işte. ''Nereye'' diyemeden ben, yok oluvermiş bir şerçenin kanat çırpışında. Özlüyorum kelimelerin o sıcaklığını, harflerden kurduğum o imparatorluğu, özlüyorum işte cümlelerimi....

   Ara sıra rüyalarıma giriyor şimdilerde. Bir kahve kokusu süzülüyor burnuma, bir klavye tıkırtısı duyuluyor uzaklardan, uzaklardan biri feryat figan çığlığı basıveriyor. Karanlık ve uzak bir yerde kelimeler feryat figan kaçışırken, kaçışan kelimeler işte bu yazıyı oluşturuyor.

   Dağılıyor kalabalık, susuyor çığlıklar, kelimeler harf harf dağılırken uzaklara, tükeniyor yazım, açılırken göz kapaklarım...

1 Ocak 2013 Salı

Kısa

Ne tarafa çekilesi cümleler kurmalı, ya da ne tarafa yol almalı ki; gözün gördüğüne gönül katlanıvermeli...Bazen en kısa cümleler ki; en zorlayıcı olan, en kısa anlatımlar ki, en zoru olan...

25 Aralık 2012 Salı

Karmaşa

Anlatılası gelmiyor hiç bir şey, hiç bir zaman dilimi bu anımı anlamlandıramıyor. Kelimelerden kurduğum dünya başıma devriliveriyor bir anda, soluk almak zorlaşıyor aniden.... Kelimelerim pastelleşiyor, kelimelerim aniden donuyor. Çıkmıyor sesim, sesim çıkmıyor...

13 Aralık 2012 Perşembe

Gök gürülderken ardımdan...

     Gök gürülderken ardımdan, yağmur uzanırken gideceğim yoldan peşi sıra, ben yine aynı ben olarak ilerlerken geleceğe, duruyor gölgem,  duruyorum bir müddet.  Ve sonrasında terk edilmişliğin acısını yaşarken gönlüm, duruyor kelimelerim, tükeniyor kalemim.

     Ne kadarda büyümeyi arzulardık küçükken. Büyüyüp kocaman adamlar olacaktık, sanki bir şey varmış gibi! Kocaman adamlar olup dünyayı değiştirecektik. Dünyayı değiştirmek için kocaman adamlar olmaya gerek varmış gibi! Dünyayı değiştirecek yegane şey, bir çocuk saflığıymış, bir çocuk gibi pürü pak olmak gerekmiş sadece. Bu dünyada kirlenmeyen bir bizmişiz. Bunları bilemedik o yaşlarda, bu gerçeği anlayacak yaşta değildik pek tabi. Geçip gitti zaman, takvimler değişirken bizde değiştik, büyüdük, hiç durmadan değiştik. Tecrübe denen şeyi kazanırken, acılarımız oldu, bir o kadarda sevinçlerimiz. Ama unutamadıklarımızda hep acılarımız oldu! Sevinçler unutuldu bir köşede, ama acılar hep meydanlarda koşuşturdu, hiç beklemediğimiz zamanlarda, hiç ummadığımız mekanlarda yakaladı bizi. Önce zihnimizde bir geçit töreniyle çıka geldi, ardından burnumuzu sızlatan bir hüzün bırakarak çekildi bir köşeye… İzledi bir müddet. Hatırlattıklarından mutlu oldu. Hatırladıklarımızdan mutlu olmazken biz… Bir damla gözyaşı istedi… Gözyaşım yanağımdan süzülürken yanımda beliriverdi.  Süzülen gözyaşımı alırken şişesine, hatırladıklarımı da almasını istedim ondan. Yavaşça silikleşirken sureti, kahkahaları dört bir yanımı sarıyordu…

5 Aralık 2012 Çarşamba

Rüya

      Uyku labirentlerinin girişinde bekleyen zorlukları aşmak zor,  ötesinde ise tam bir teslimiyet gerek. Bu teslimiyet ardından gelen rüyalar ise kendi bilinçaltımızın bize oynadığı türlü oyunların bir sentezi, bir dışa vurumu, düşler ve kabusların örüldüğü bir terzihane… Türlü desenleri elimizde ki onlarca renklerden örmek mümkün, ancak hakimiyet tam olarak bizde mi dersiniz? Bu sorunun cevabı biraz muamma...
     Bir yolculuğa benzetirim rüyaları küçüklüğümden beri, ucu bucağı olmayan bir yolculuğa. Yolculuk etmek güzeldir ya... her şey biraz fazla veya biraz eksik gelir bana rüyalarda, orta karar bir rüya tutturamamışımdır bu zamana kadar.  Sarhoş olurum düşlerimde,  dehşete düşerim kabuslarımda… Ama en güzeli de her rüyanın ardından hafızalardan tatlı tatlı silikleşen o anlar…
     Gerçek dünyaya dönüş çok ani, ya başımızın ucunda debelenen bir alarm, ya da rüyada ki ani tepkilerimiz, ani tepkiler. Boşluktan düşersin bir anda, düştüğün yer yatağındır oysa…